Biz, kazanan kotulerin oldugu filmlere inat, iyiler hep kazanir diyen masallara inandik. Saf olmakla suclandik, gene de iyinin, dogrunun pesine gittik. Ote yandan hayat, gercegi, hem de sevdiklerimiz eliyle, tokat gibi carpti yuzumuze her seferinde. Simdi en sevdigimizin evinde gene kotuler kazandi. Iyiyi, guzeli ugurluyoruz simdi, icimiz kan aglayarak. Bugun kotu, hain, ahlaksiz dedigimizi cok degil uc gun sonra ar damarimiz catlayana kadar alkislayacagiz. Kotuyu iyi, haini kahraman yapacak, iyiler hep kazanir masalina inanmaya devam edecegiz…
Wednesday, October 20, 2010
Monday, October 18, 2010
Florya ve Is Ahlaki Uzerine
Frank Rijkaard hakkinda yazmaktan yoruldum. Dunya futbolu icin ne kadar onemli bir teknik adam oldugunu, Galatasaray icin Jupp Derwall ve Karl-Heinz Feldkamp’dan sonra 3. batililasma hareketinin mimari olabilecegini belirtmekten de yoruldum. Kendisini elestirenler iyi ortasaha tanimi yaparken Xavi-Iniesta ikilisini kullanmaktan cekinmiyorlar. Bilsinler ki bu iki futbolcunun yaraticisi once Allah sonra Frank Rijkaard’dir. Florya yeniceri ocagindaki arkadaslarinin ricasiyla acimasizca yuklendikleri Rijkaard! Taptiklari Messi’yi, zamanin en buyugu Ronaldinho’yu harcamak pahasina, daha 17 yasindayken Messi yapan adamin ta kendisidir bu Hollandali. Ronaldinho’yu, takimi sabote ettigi icin harcamayip da patronlugu futbolculara biraksaydi, bugun ne Messi vardi ne Barcelona efsanesi. Sabotaj demisken, o konuya donecegim..
Rijkaard geride biraktigimiz 1.5 senede basarili olamamistir buna suphe yok. Istenilen futbolu oynatamazken, takimin fizik kondisyonu bu kadar kotuyken bir teknik adami savunmak elbette kolay degil. Hele yonettiginiz futbolcu grubu icinde sizi kovdurmak amacinda olanlar varsa, bu da bir yonetimsel basarisizliktir. Frank Rijkaard, yonetmesi gereken grubu iyi yonetemiyor demektir. Ancak siz, yonetmesi icin bir takim, sirket, ordu, vs. teslim ettiginiz adama, yonetemesin diye her turlu imkansizligi saglarsaniz, sonunda o adami yonetemedigi icin elestirirken de biraz insaf sahibi olmaniz gerekir. Ornegin gonderilsin dedigi futbolcuyu - o futbolcu kameralar onunde teknik direktorunu curetsizce elestirdikten sonra – gondermiyorsaniz; teknik adama futbolcu grubunu yonetmesi icin yardim etsin diye maas verdiginiz adam yeniceri kilikli futbolcularla isbirligi yapip adamin kuyusunu kaziyorsa, o teknik adami elestirirken biraz el insaf!
Rijkaard geride biraktigimiz 1.5 senede basarili olamamistir buna suphe yok. Istenilen futbolu oynatamazken, takimin fizik kondisyonu bu kadar kotuyken bir teknik adami savunmak elbette kolay degil. Hele yonettiginiz futbolcu grubu icinde sizi kovdurmak amacinda olanlar varsa, bu da bir yonetimsel basarisizliktir. Frank Rijkaard, yonetmesi gereken grubu iyi yonetemiyor demektir. Ancak siz, yonetmesi icin bir takim, sirket, ordu, vs. teslim ettiginiz adama, yonetemesin diye her turlu imkansizligi saglarsaniz, sonunda o adami yonetemedigi icin elestirirken de biraz insaf sahibi olmaniz gerekir. Ornegin gonderilsin dedigi futbolcuyu - o futbolcu kameralar onunde teknik direktorunu curetsizce elestirdikten sonra – gondermiyorsaniz; teknik adama futbolcu grubunu yonetmesi icin yardim etsin diye maas verdiginiz adam yeniceri kilikli futbolcularla isbirligi yapip adamin kuyusunu kaziyorsa, o teknik adami elestirirken biraz el insaf!
Galatasarayin bugunku duruma dusmesinin nedeni kimilerine gore 2008de teknik adam kovdurtup sampiyon olan yeniceri futbolcular, kimilerine gore Adnan Sezgin. Belki de her ikisi. Bugun Rijkaard’in takimin basinda kalip kalmamasi saha ici teknik analizlerle karar verilecek bir sey olmamali. Yonetim Floryadaki kimya bozuklugunu gidermek icin cok net bir mesaj vermeli bugunun ve gelecegin Galatasarayli futbolcularina. Yoksa dun Kalli’yi, Skibbe’yi sabote edip kovdurtanlarin gazete koselerinde bugunun yeniceri ocagina destek verdigi gibi, bugun Rijkaard’i sabote edenler de yarin yazdiklari gazete koselerinde Floryanin gelecek teknik adamini, gelecek yeniceri futbolculariyla el birligi icinde sabote edecekler.
Galatasarayli taraftarlarin sorunu bu saatten sonra sahada oynanan kotu futbol olmamali. Ilkeli bir taraftar grubuna yakisan, haksizliga ugrayan kisiyi, basarisiz olsa dahi savunmak, is ahlakindan yoksun futbolculari protesto etmektir. 105 yillik bu kulubun sorunu teknik adam sorunu degil, “ahlaksiz futbolcular sorunu”dur. Cunku dunyanin hicbir mesleginde isinizi bilerek kotu yapmanin ahlaka sigan bir yani yoktur. Sebebi ne olursa olsun!
Monday, September 27, 2010
Modern Futbolda Savunma Bekleri
Galatasaray bu sezonki ilk 9 macinda o kadar kotu performanslar ortaya koydu ki, IBB karsisindaki futbol bile taraftari mutlu etti. Sari kirmizililarin futbolunda fark yaratan sey savunma bekleriydi.
Gectigimiz sezon oynadigi ilk 13 macta 40 gol atip 9 gol yiyen istahli Galatasaray bu sezona hem oyun hem skor olarak cok kotu basladi. Son haftalarda kazanmasina ragmen Galatasarayi izlemek taraftara iskence gelmeye baslamisti. IBB karsilasmasi taraftari az da olsa tatmin eden ilk macti sanirim. Peki Rijkaardin takiminda fark yaratan temel unsur neydi?
Hollandali teknik adamin takimina oynatmaya calistigi ‘modern futbol’u bir ezber olarak kullanmaktan kacinmak adina, ne anlama geldigini onceki yazilarimda anlatmaya calismistim (or:Yeni bir Besiktas). Basarmasi hic kolay olmayan, uygun futbolcu grubuna sahip olmayi gerektiren, Avrupada dahi az sayida takimin basariyla uygulayabildigi bir oyun. Temel gereklilikleri topa hukmetmek, bol pas yapmak, savunmayi onde kurup oyunu kisa mesafede oynamak. En buyuk riski ikinci ve ucuncu bolgede topu kaybedip savunmanizin onde ve dengesiz kaldigi anlarda kontra yemek. Bu riski minimuma indirmek icin pas yuzdesi yuksek oyuncularla oynamaniz gerekiyor. Ancak gene de top kaybini tamamen engellemenin yolu yok. O halde topu kaybettiginiz anda cok hizli bicimde onde alan daraltip geri kazanmaniz gerekiyor. Rakibe bir ya da iki pas sansi tanirsaniz kontratak yiyorsunuz.
Kaybedilen bu toplari geri kazanmak ilk olarak defansif ortasaha oyuncularinin gorevi. Ancak iki (veya uc) oyuncunun 50 metre enindeki bir sahada yardim almadan bunu basarmasi hic kolay degil. Bu konuda 4 (veya 3) hucum oyuncusundan destek alamazlar cunku onlar muhtemelen topun onunde kalmislardir. 2 stoperse ya yerini terkedip o kadar one cikmaz ya da zaten rakip ceza alani icinde gol kovaliyordur. Geriye sag ve sol bekler kaliyor. Onlarin ortasahaya verecegi destek bu anlayista oynamaya calisan takimlarin basarisinda cok belirleyici.
Iste Galatasarayin oyununda fark yaratan sey buydu dun. Serkan Kurtulus ve Insua hem kaptirilan toplara on alanda baski yapti hem de hucum donuslerinde adamlarini sonuna kadar kovaladilar. Serkan tum bunlara ek olarak etkili hucum bindirmeleri yapip ilk iki golde basrol oynadi. Sag bek mevkiinde ciddi kriz yasayan Galatasaraya ilac gibi geldi eski Bursasporlu. 2006 yilinda Besiktasin surpriz sag beki Serdar Kurtulusun kardesi olan Serkan henuz 20 yasinda.
Dun Galatasaray ozellikle 60tan sonra cok geri yaslandi. Ayhan-M.Sarp ikilisi rakibi, stoperlerin 5 metre onunde karsilamaya basladi. Rakibin ceza alaninizin onune kadar elini kolunu sallayarak gelmesine izin verirseniz baski yemeniz kacinilmaz olur. 3-1den sonra Herve Tumun girdigi pozisyon gol olsaydi Ali Sami Yende gerilim artabilirdi. Bu kadar geriye yaslanmada Lorik Cananin oyundan cikmasi etkili oldu mu bilmiyorum. Arnavut oyuncu hala ritmini bulmus degil ama yoklugu degerini anlamada varligindan daha etkiliydi sanirim. Gene de onunla ilgili olumlu yorum yapacak kadar cok sey gormedim henuz. Kendisinin ilerleyen donemde Galatasaraya Fabien Ernst etkisi yapacagini ve tribunlerin adini en cok bagirdigi oyunculardan biri olacagi dusuncemi korumaktayim.
Macin ikinci yarisi Pino ve Aydin icin kendilerini gostermeleri adina buyuk firsatti. Pino yeterince etkili olabilseydi cok daha fazla gol bulabilirdi sari kirmizili ekip. Aydina gelince; hicbir genc oyuncu buyuk bir takimda bu kadar sans bulmamistir ve hicbiri sansini bu kadar kotu kullanmamistir. 22 yasinin sonuna yaklasan Aydin artik yeterince genc degil ve tehlike canlari bangir bangir caliyor. Kendini gelistirmezse 10 yasinda adim attigi Floryadaki son sezonu olabilir.
Saturday, September 11, 2010
Finalin Eşiğinde
Yaz basinda oynanan Dunya Futbol Sampiyonasini Los Angelestan takip ettim ve Amerikalilarin futbola gosterdigi yogun ilgiye cok sasirdim. Yaz sonunda oynanan Dunya Basketbol Sampiyonasinda gene Los Angelestayim, gene sasirdim. Ancak bu kez Amerikalilarin ilgisizliginden!
Basketbol Amerikadaki en populer ikinci spor. Los Angelesin futbol takimi olmadigi icin bu sehrin acik ara en cok sevilen sporu. Hal boyleyken dunyanin en buyuk basketbol organizasyonunu yeterince takip etmemeleri ilk bakista garip geliyor. Sorunun cevabi NBA sampiyonunu nasil cagirdiklarinda yatiyor. Amerikalilar ulusal ligleri NBA’de sampiyon olan takimi o yilin dunya sampiyonu diye cagiriyorlar. Amerika disindaki basketbolu gormezden gelmeleri bunun altinda yatan ana etken. Avrupa ve Guney Amerika basketbollari NBA seviyesinde degilse de kucumsenemeyecek kadar ileri seviyelere geldi. Bunun en buyuk gostergesi NBA’de oynayan Ispanyol, Fransiz, Turk, Arjantinli, Brezilyali oyuncularin sayisindaki hizli artis.
ABD kendi disindaki basketbolu gormezden gelmenin faturasini 2002-2006 arasindaki 3 turnuvada bir kez altinci, iki kez ucuncu olarak odedi. Bu turnuvalarda Yunanistan, Sirbistan, Arjantin ve Ispanyaya karsi kaybettiler. Sonunda hirs yapip 2008’e Kobe, LeBron James, Wade, Howard, Carmelo ve digerlerinden olusan All-Star seviyesinde bir milli takimla gittiler ve Pekin’den altin madalyayla donduler.
2010’a bu basarinin avansiyla gene B takimiyla geldiler. Olasi finalde kazanirsak 2012 Londraya gene ‘Ruya Takim’ getirecekler. Aksi takdirde ancak Iguodala’yi, Tyson Chandler’i izleyecegiz. Istanbulu sereflendiren Derrick Rose, Kevin Durant dahi muhtemelen tenezzul etmeyecek Londraya gitmeye. Hepimizin gonlunde Pazar gunu ABD ile finalde karsilasmak var. Dunyanin en buyugunu yenip dunya sampiyonu olmak bir yana, Turkun Amerikaliya karsi tarihte ikinci kez herhangi birseyde ustunluk kuracagi dusuncesi hepimizi heyecanlandiriyor(ilk ustunlugumuz futbolda, 2003 Konfederasyon kupasindaydi).
Sampiyon olmaya 2001 EuroBasket’ten sonra ilk kez bu kadar cok yaklasiyoruz. Hem de bu kez Avrupa degil, dunya sampiyonlugu. Itiraf edelim ki 2001’de ev sahibi olmamiz nedeniyle hakem ittirmesi bonusundan yararlanmistik. Boylesine uyumlu bir takim degildik ve sutorlerin eline bakiyorduk. Simdi ilk kez dunyanin en iyi ‘takim’ina sahibiz diyebiliyoruz. Oyuncu kalitemiz Ispanya ya da ABD kadar ust duzey degil ama ünlü alan savunmamiz hakkinda rakibimiz olmayan Yeni Zelandanin koçu dahi televizyona çıkıp demeç veriyor. Turk milli takimi turnuvanin ABD ile birlikte en iyi rotasyona sahip takimi. Savunmada ve hucumda etkileyici performans sergiliyoruz. Turnuvanin en az yiyen takimiyiz. Top calma, mac basina asist, ve sut yuzdesinde turnuva ikincisiyiz. Hepsinin uzerine bir de seyirci avantajimiz var. Gene de ABD’yi yenmek icin fazlasina ihtiyacimiz var. Pazar gunu oyunu bizim istedigimiz tempoda oynatmali, Kevin Duranti minimumda tutmali, faul problemine girmemeli, mumkunse birkac Amerikaliyi sokmali ve 13 gundur yaptigimiz herseyi gene yapmaliyiz. Uzerine bir de sans bizden yana olursa Amerikalilari evlerine gumusle gonderebiliriz. Kolay degil ancak imkansiz hic degil. Bu turnuva, kazanamasak dahi, Turk basketbolunun Yunanistan, Sirbistan, Ispanya, Litvanya gibi basketbol ulkelerinin klasmanina yukseldigi, sayginligini ve ozguvenini artirdigi bir turnuva oluyor. 2010 sezonuyla beraber NBA’de 5’leyen Turk basketbolculari icin gelecek daha da parlak gorunuyor. Son bir soz Bogdan Tanjevic icin tum ulke adina gelsin: seni anlamadigimiz icin ozur diler, yaptiklarin icin sozsuz tesekkur ederiz…
Saturday, August 21, 2010
Yeni bir Beşiktaş
Dolmabahçedeki manzara 12 ay önceki Mecidiyeköy manzarasına çok benziyor. Beşiktaş aynı geçen sezonun Galatasarayı gibi dünya çapında bir hoca getirmiş, Quaresma-Guti ikilisini almış (bkz.Keita-Elano) ve sezona taraftarını heyecanlandıran, rakip taraftarları kıskandıran, hatta kendi yönetimlerinin transferlerini eleştirmelerine neden olan bir havada girmişler. Hocaları Schuster aynı Hollandalı Rijkaard gibi savunmayı önde kurup oyunu dar alanda oynayan, bekleri ileri çıkartan, bol pasa dayalı bir sistem oturtmaya çalışıyor. Bunlar modern futbolun gerektirdikleri ancak uygulaması konuşulduğu kadar kolay olmuyor.
- Savunmayı önde kurmak risklidir. Rakip uzun toplarla arkanıza sarkar - ki bugün İBB çok kez başardı bunu ve ikisinde golleri buldu. Savunmayı daha geride kurup riski azaltayım derseniz bu kez hücumla savunma arasındaki mesafe artar, o zaman da 60. dakikada takımın pili biter. Yani modern futbolu oynamak sanıldığı kadar kolay değildir. Önde basalım, oyunu dar alanda oynayalım dedikleri şey öylece karar verilip bir anda uygulanabilen türden birşey değil. Olgunlaşması ciddi zaman alan bir oyun anlayışı bu. Yok ben hızlı çözüm istiyorum derseniz daha konservatif bir teknik direktör getirip sağlamcı futbol oynarsınız. Savunmayı kalenize yakın kurup az pozisyon bulursunuz ama fark yaratan 2-3 yıldızınızla ya da duran toplarla öyle veya böyle maçları kazanır, şampiyon olursunuz. Mustafa Denizli ve Daumun yaptıkları tam olarak buydu. Taraftarınızı böyle oyunlarla ve başarılarla tatmin edebilir misiniz? Hayır! Çünkü taraftar 5-6 yıl öncesinden farklı olarak artık modern futbolun en başarılı örneklerini izleyebiliyor televizyonda. İzlemekle de kalmayıp aynısını istiyor. Bu da yönetimleri ona uygun teknik adamlar bulmaya zorluyor. Ancak o teknik adamı bulup getirmek de yetmez. Anlayışını da getirmesine izin vermek ama en önemlisi sabretmek gerek. Üzerine basarak söylüyorum: bu oyun olgunlaşmak, yani zaman ister.
- Savunmayı önde kurup oyunu dar alanda oynamak ve de kontra yememek istiyorsanız topu kaybettiğiniz anda 3. bölgede alan daraltıp pres yapmalısınız. Bunda saniyelik bir gecikme topu ön alanınızda yakalayamamanıza ve rakibe savunmanızın arasına ya da arkasına top atma imkanı verir. O andan itibaren Ferrari bu sistemin stoperi değil, Servet çok ağır demek lafügüzaftan başka bir şey olmaz. 2007deki Macaristan-İtalya maçında Cannavaronun ne hallere düştüğünü hatırlarsanız bizim stoperlere karşı daha insaflı olacaksınız. Burada mesele stoperin kalitesi değil. Bazen oyun sistemi ya da takım savunmanızdır stoperlerinizi vezir de eden rezil de.
- Bu oyunda topun sahibi olmalı, bol pas yapmalınız. Fazla sayıda ofansif futbolcuyla oynadığınız için maçın çoğunu ofansta yani top ayağınızda geçirmelisiniz. Ancak pas trafiğinde başarı sağlayamayıp topu çok kaptırırsanız geri kazanmak için çok pres yaparsınız. Bu hem defansif oyuncularınızın yorulmasına neden olur hem de ofansif oyuncularınızın oyundan düşmesine. Yani kadronuzdaki pas trafiğinizi bozan her oyuncu takıma fazladan yük bindirir. Rijkaardın daha çok kaliteli futbolcuya ihtiyacım var demesinin altında bu yatıyordu. Siz sahaya 9 tane pas yüzdesi yüksek oyuncuyla ofans-defans harmonisi kurarak çıksanız da 2 tane pas hatası yüksek futbolcunuz varsa herşey altüst olur.
Bir teknik direktör olarak bu tarz oyunu oynamayı seçiyorsanız sonunda ya becerirsiniz ve çok başarılı bir takımınız olur ya da beceremez enkaz bir takım yaratırsınız. Bu oyunun arası yoktur. Bugün Beşiktaşın başına gelen, olgunlaşma dönemindeki normal bir kaza. Bu oyunda özellikle ortasahası kalabalık ve hücuma hızlı çıkabilen rakipler tarafından zorlanırsınız. Geçtiğimiz sezon Eskişehir ve birçoğunun Galatasaraya yaptığını bu sezon Beşiktaş da yaşayacaktır. Önemli olan Schusterin ekibinin üzerine koyarak ilerlemesidir. İBB iki sezondur oynadığı oyunu istikrarlı biçimde devam ettiriyor. Bu sezon da birçok deplasman galibiyeti alıp evinde maç kaybedeceklerdir. Ligi gene ilk 8 içinde bitireceklerine şüphem yok. Sahaya 2 yabancıyla çıktıklarına da ayrıca dikkat çekmek isterim.
YABANCI SINIRLAMASI
Yabancı konusu açılmışken, Beşiktaş 6 yabancı sınırlamasının sıkıntısını hissedecek gibi görünüyor. Guti-Delgado-Tabata rotasyonu, ya da Holosko-Hilbert rotasyonu zenginlik ve rekabet katar ancak stoperlerinizi rotasyona sokmak bana iyi bir fikir gibi gelmiyor. Bugün Alman teknik adam Ferrarinin yanında Adem Gülümü oynattı. Zapo oynasaydı farklı olurdu demiyorum ancak bence takımın omurgasını oluşturan 2 stoper ve önlerindeki defansif ortasaha mecbur kalmadıkça bozulmamalı.
Beşiktaşın bu sezon en büyük şansı Bernd Schusterdir. Umarım Galatasaray yönetiminin ve Adnan Sezginin Rijkaarda yaşattıklarını yaşamaz ve Avrupalı bir takım yaratmayı başarır. Alman hocayı 2007de Real Madridin başına geçiren şey Getafeyle yaşadığı başarılı sezondan çok Barcelonaya karşı aldığı 4-0'lık galibiyetti. Capellodan devraldığı defansif sevimsiz takımı ofansif yapmakla kalmadı 85 puanla şampiyonluğa uzandı. Hem de Rijkaardın efsane Barcelonasını iki maçta da yenerek (biri 4-1 olmak üzere). Ertesi sezon Real Madridin alışıldık maymun iştahlılığının kurbanı oldu ve iki sene sonra rakibi Rijkaardla bir başka Akdeniz ülkesinde buluştu.
Yazımın başında Beşiktaşı geçtiğimiz sezonun Galatasarayına benzetmem kimseyi yanıltmasın. Galatasaraydaki çöküşün nedenleri Baros-Kewell ikilisinin çok uzun sakatlığı, Nondanın gönderilmesi ve benzeri yönetim hatalarıdır. Beşiktaşın bunları yaşamayacağını ümit ediyorum. Gene de herkes sezon içindeki düşüşlere ve bugünkü gibi yol kazalarına hazırlıklı olmalıdır. Önemli olan baş konulan bu "yeni" yoldan dönmemektir.
Saturday, August 14, 2010
Adnan biraderler için gelsin: Galatasarayda transfer bitmez!
İstanbuldaki OFK maçinda olduğu gibi, Galatasaray 55. dakikaya kadar oyunu kontrol etti. Gerçek bir forvetleri yoktu belki, sağ kanat işlemiyordu, ortasaha beklenen kaliteye ulaşmamıştı henüz ama gene de maçı kazanmaya yetecek futbolu ortaya koyuyorlardı. 55. dakika itibariyle aynı OFK maçında olduğu gibi ortasaha çöktü. Sarı-kırmızılı takım gene defans ve ofans olmak üzere ikiye bölünüp 2. bölgeyi tamamen boşalttı. Tüm bunlar yeni değil esasında. Galatasaray geçen sezonu nasıl bitirdiyse bu sezona da öyle başladı. Mesut Bakkal da bunu tahmin ederek kurmuş oyun planını. Boşalan Galatasaray ortasahasını hızlı geçip bol bol şut attılar. Cihanınki gol olmasaydı Ceyhununki olurdu, ya da Mehmet Yıldızınki.
Sarı-kırmızılı ekipte geçen sezondan farklı olarak M.Topalın yerinde Lorik Cana var, Keitanın yeri boş. Baros olmadığında takımı izlemek hala acı veriyor. Yönetimin transfer politikasında mantık aramak anlamsız. Bir önceki sezon çok fazla yıldız aldık hata ettik diyerek bu sezon 180 derece zıt yöne gidiyorlar. Birilerinin Adnan biraderlere hayatta denge diye birşeyin varlığını hatırlatması gerek. Ya da hatalardan ders almanın önceki yapılanı tamamen değiştirmek olmadığını. Elinizde Elano gibi önemli bir oyuncu var, uyum döneminin ceremesini atlatmışsınız. Tam en verimli olacağı sene adamı satmak için kapı kapı dolaşıyorsunuz. Yerine 10 numara etiketli birini getirip en az bir sene de onun uyum sağlamasını beklemek için. Hem de Elano denen adamı teknik ekibiniz tutmak isterken. Hem de Keitayı göndererek boşalttığınız sağ kanatta Elanonun neler yapabildiğine dünya kupasında şahit olmuşken.
Maçın en büyük hayal kırıklığı Ali Turandı. Anlaşılan Capone’den bu yana çözülemeyen sağbek problemi hala ortada. Sağ önde oynayan Emre Çolak hala mahallenin abileriyle oynayan küçük yetenek acemiliğinde. Bu kredisini 2009-10 sezonunda bitimişti halbuki. Takımın en büyük ihtiyacı artık Mehmet Helvacının bile farkında olduğu gibi ortasahaya iki yönlü bir futbolcu. Bu 3 ay önce de böyleydi, hala böyle. Arada geçen zaman diliminde yönetimin hesabı neydi en ufak fikrim yok. Bu pozisyonda oynayacak olan adam sahadaki merkez oyuncu olacak. Takımdaki tüm futbolcularla temas halinde olan tek oyuncu. Yani sezon öncesi hazırlık kampında en olması gereken adamdan bahsediyoruz. Bu kadar geç kalınması Rijkaard gibi sebatkâr bir adamın dahi psikolojisini bozmuşki neredeyse rakip takımın antrenörüne saldıracaktı. M.Sarpın Rijkaardın ortasaha denkleminde yeri var, ancak Ayhan artık bu takım için en fazla iyi bir abi ve yedek olabilir. Benim gönlümde bu pozisyon için başından beri Kim Kallström yatıyor. Umarım Adnan Sezgin yine müzmin bir sakat bulup, sonra sezon içinde sakatlıklardan dert yanmaz.
Son olarak maçtan kısa kısa notlar:
- 43teki Sivas golünden önceki faul kararını tartışmak anlamsız, büyük takım olarak duran toptan bu kadar çok gol yemeyeceksiniz. Hakemler ve rakip tekmelerden dolayı oluşan haksızlığa uğramışlık hissiyatı geçen sezon hem psikolojisini hem motivasyonunu bozmuştu Galatasaraylı futbolcuların. Anlaşılan bu mağdur edebiyatını hala aşamamışlar. Ardanın kaptanlığında aşacak gibi de görünmüyorlar. Zira kaptan dediğin gerilim yükselince takımın tansiyonunu düşürür. Arda her türlü kavgaya en önde koşan adam!
- Sizce de Lig TV spikerleri yorumculuğa soyununca çok antipatik olmadılar mı?
- 27de Arda sakatlanınca sağlık ekibi ok gibi fırladı yerinden. Florya müzmin sakat rehabilitasyon merkezinin yeni transferleri çok formda gözüktü bana.
- Ceyhun Eriş hakkında her türlü detayı veren Lig TV sabah şekerleri onun Galatasaray altyapısında yetiştiğini bilmiyorlar sanırım. Ben ufacık tefecikken Ali Sami Yendeki maçlara 5-6 saat önceden giderdik. O zamanlar maçtan önce PAF takımları oynardı. Ceyhun 15-16 yaşındaydı ve geleceğin yıldızı gözüyle izlerdik onu. Bugün Ceyhun 33 yaşında. Arada geçen zamanda biz Sedatın, Cafercanın, Uğurun, Ferhatın, Aydının kayboluşlarını, ya da hiç ortaya çıkamayışlarını izledik. Aynı Ceyhunda olduğu gibi.
- Görünen bu olumsuz resme rağmen Galatasaray için hala umut var. Elano, Baros ve yeni ortasaha transferiyle bambaşka bir takım izleriz. Gene de sağbek sorunu ve ‘kaptan Ardayla yüksek gerilim’ endişe verici.
Saturday, June 26, 2010
Mesut ya da Oezil
Avrupa ülkelerinin, özellikle Almanyanın yatırım yapıp yetiştirdiği Türk yıldızlarına ay yıldızlı forma giydirmek bir nevi haksız kazanç. Ancak futbol bir oyun ve bu oyunu kazanmak için ülke federasyonları tüm kozlarını kullanıyorlar. TFF bir dönem gurbetçi futbolcuları çok başarılı taradı ve milli takıma kazandırdı. 2000li yıllardaki başarımızda bu oyuncuların büyük katkısı oldu. Bu durum Fatih Terimin 2008 Avrupa Şampiyonasına Yıldıray, Halil gibi isimleri çağırmamasına kadar devam etti. Almanya Türkü futbolcularda kendilerine çifte standart uygulandığına dair bir hissiyat oluştu. Sonrasında sivrilen çoğu gurbetçi futbolcu Türk Milli Takımını tercih etmedi. Mesut Özil de bunlardan biri.
Werder Bremen onu henüz 19 yaşında tam 4.5 milyon euro ödeyerek transfer etti. Aynı mevkide oynattıkları Diegoyu ellerinde uzun süre tutamayacaklarını öngörerek. Özil (Oezil), Diegodan sonra beklentileri fazlasıyla karşılıyor. 31 maçta 9 gol attı ve takımını Şampiyonlar Ligine taşıdı. Dünya Kupasının şu ana kadar ilgi çeken oyuncuları arasında. Sakatlanan Michael Ballackın yerini mükemmel şekilde dolduruyor. Horst Hrubesch onun için Almanyanın Messisi diyor.
22 yaşındaki bu genç adamın adı Manchester United ile anılıyor son zamanlarda. 36 yaşındaki Old Trafford demirbaşı Paul Scholesa bir veliaht arayan Alex Ferguson gözünü Mesut Özile dikmiş. Eğer transfer gerçekleşirse Özil birkaç yıl içinde mevkisinin en büyük yıldızları arasına girecek. Biz de kendisini Almanya formasıyla izlerken bir yanımızla Fatih Terime kızacağız, onu kaçırdığı için, bir yanımızla da ait olduğu yerde oynuyor diyeceğiz. Tıpkı Fransa için oynayan Cezayirli Zidane gibi.
Subscribe to:
Posts (Atom)








